SesliBul, SesliBul.Com DiKatine

25 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Genel

SesliBul sohbet Odalari Açilmiştir..

Saygılar:SesliKelime.Com

KIZ İSİMLERİ VE ANLAMLARI

24 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Genel

ADA: Her tarafı sularla çevrili kara parçası
AFET: Ortalığı birbirine katacak kadar güzel kadın
AĞIT: Edebiyatta bir şiir türü
AHENK: Uyum
AHU: Ceylanforum.vatan.tckaraca
AJLAN: Hızlı,çabuk,telaşlı
AKARSU: Akan su
ALGIN: Birine gönül vermiş ,vurgun,tutkun
ALPİKE: Kahraman kraliçe.
ALTIN: Yüksek değerli bir maden
ARYA: Operada sanatçının orkestra eşliğinde söylediği uzun şarkı
ARZU: Herhangi bir şey için duyulan aşırı istek
ASENA: Güzel,alımlı kadın.
BAĞLAN: Büyük bir kuş türü
BAHAR: Bir mevsim ve bu mevsimde ağaçlarda açan çiçek
BAKLAN: Büyük bir kuş türü
BALA: Yavru çocuk
BALKIN: Pırıldayan,parlak
BALKIZ: Bal kadar tatlı kız
BANU: Prenses.HAnımefendi
BURÇİN: Dişi ördek
BUSE: Öpücük
BÜKÜM: Bükme eylemi
BÜŞRA: Müjde,sevinçli haber.
CANA: “Can”ın – e hali
CANAN: Gönülden sevilmiş forum.vatan.tc yar
CANDAN: İçten forum.vatan.tc gönülden
CANFEZA: Müzikte bileşik bir makam
DİLŞAH: Gönül şahı,sevgili
DOLUNAY: Ayın tam yuvarlak olduğu an
DUYGU: Kişi,olay ve nesnelerin bireyin iç dünyasında uyandırdığı izlenim
EBRU: Hareli boyama yöntemi
ECE: Kraliçe
ECMEL: Çok güzel
EDA: Tavır,davranış
EGE: Türkiye’nin batısında yer alan deniz
ELÇİN: Deste,tutan
FUNDA: Kurak yerlerde yetişen bir ağaçcık
FÜRUZAN: Parlayan,parlak
FÜSUN: Büyü
GAMZE: Gülerken yanaklarda beliren çukur
GAYE: Amaç forum.vatan.tc erek
GECE: Gün batımından ağarmasına kadar geçen süre
GELİNCİK: Yazın kırlarda yetişen,parlak kırmızı renkli bir çiçek
GERÇEK: Yakıştırma veya yalanı olmayan
GİZEM: Sır
GONCA: Tam açılmamış çiçek
GÖKÇE: Gök mavisi,güzel
GÖKSU:  Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bulunan akarsuların adı

Vecdi Gönül: Bedelli de yok, 9 ay da, 12 ayda..

24 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Genel, Haberler

Vecdi Gönül: Bedelli de yok, 9 ay da, 12 ayda..
Bakan Gönül, bedelli askerlik konusunu sürekli pompalayan bir bedelli lobisi olduğunu söyledi
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, sık sık gündeme getirilen bedelli askerlikle ilgili kesinlikle bir çalışma bulunmadığını belirterek, bunu ülkede sürekli pompalayan bir bedelli lobisi olduğunu söyledi.

Hürriyet’ten Metehan Demir’in sorularını yanıtlayan Gönül, bedelliden tek tipe ve TSK’daki asker sayısına dek, yanlış anlaşılmaları giderecek kritik açıklamalarda bulundu. “9 ya da 12 ay gibi bir karar da yok” diyen Gönül şöyle konuştu:

LOBİ YAPIYORLAR
“Defalarca söylenmesine rağmen maalesef konu sürekli gündeme getiriliyor. Bu konuda hükümet ile TSK arasında çok yakın bir koordine var. Başbakanımızın talimatları doğrultusunda TSK da çalışmalarını yürütüyor. Ama bunların içinde bedelli askerlikle ilgili bir çalışma yok. Bunu sürekli gündemde tutarak belki çıkabilir umudunu taşıyanlar, lobi yapanlar olabilir. Gizlice konuşuldu bile deniliyor. Ama böyle bir şey yok. Yakın ve orta dönemde de olmayacak.

TEK TİP ASKERLİK
Tek tip askerlik meselesi de çok ileri noktalara taşındı. Olan bugüne dek Genelkurmay Başkanlığı’mızın Başbakanımıza sunduğu, askerlik kaç aya düşerse, asker ihtiyacındaki açık ne kadar olur, yönünde bir çalışmadır. Çeşitli alternatifleri sundular. Mesela, zaman içinde TSK’da askere alım dengeleri de değişiyor. Yanlış hatırlamıyorsam gün geçtikçe sayıları arttığından, eskiden yüzde 2-3’lerde olan üniversite mezunu şimdi bir celpte oran olarak toplam içinde yüzde 25’lere tırmanmış. Bu da kısa dönem askerlik yapabilen asker sayısının artması anlamına geliyor. Ne oluyor, celplerde belirli bir dönem gerekli asker sayısı karşılanamıyor. Erkenden askerliğini bitiren artıyor. Uzun dönem sayısı eskisi gibi olmuyor. Açık meydana geliyor. İşte bütün bunlar üzerinde çalışılıyor.

12 AY KARARI YOK
Halen, yok 9 veya 12 ay gibi bir karar da yok. Hatta yakın dönemde de bu konuda bir adım atılacağını sanmıyorum. Popüler tartışmalara değil öncelikler, ihtiyaçlar kapsamında konulara artı eksileri ile bakılıyor. TSK’da zafiyet olmamalı. Ama üzerinde tabii ki uğraşılıyor. Zamanı gelince açıklanır. Hükümet en doğru kararı verecektir. Polislerin askerlik düzenlemesi ile ilgili de çalışmalar sürüyor. Ancak, burada tarafların talepleri var. Teker teker değerlendiriyoruz.

ASKER SAYISINI HEMEN AZALTAMAZSINIZ
Genelkurmay’da halen Türk Silahlı Kuvvetleri’nde asker sayısının azaltılması ve teknolojinin arttırılması gibi bir çalışma var. Fakat bu bugünden yarın olacak bir iş değil. Halen Jandarma’da 200 bin olmak olmak üzere TSK’da 850 bine yakın asker var. Ama öyle asker sayısını hemen azaltamazsınız. Ülkenin başta doğusu olmak üzere engebelik arazi. Buralarda askere ihtiyacınız olacaktır. Başka unsurlar var. Herşey söylendiği kadar kolay değil.”

CELP DÖNEMİNDE CİDDİ DALGALANMALAR
HÜRRİYET’in diğer kaynaklardan ulaştığı bilgilere göre ise son dönemde, “6 aylık kısa dönem askerliğin uzayacağı, uzun uygulamanın da (15 ay) kısalacağı” şeklindeki iddialar nedeniyle yakın celp dönemlerinde ciddi dalgalanmalar yaşanıyor. Üniversite mezunları bir an önce askere gidip uzamanın kendilerini etkilememesi amacıyla kısa döneme başvururken, lise ve altı mezunlar uzun dönemin kısalma ihtimalinden yararlanmak için hemen askere gitmek istemiyor. Öte yandan, bazı ailelerin de terör eylemlerinin olmadığı şu dönemde bir an önce askerliğini yapmaları amacıyla çocuklarını vatani göreve göndermek istedikleri de konuşuluyor.

Kemal Kılıçdaroğlu’ndan 6 sorulu kurultay anket

24 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Genel, Haberler

Kemal Kılıçdaroğlu’ndan 6 sorulu kurultay anket
Kılıçdaroğlu il başkanlarının ve milletvekillerinin doldurduğu anket sonucuna göre kurultay kararını verecek.
CHP’de bir ilk: Kurultay vekillere sorulacak… Daha önce il başkanlarına dağıtılan anket formu yarın grup toplantısında milletvekillerine dağıtılacak. İki anketten çıkacak karara göre CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu kesin kararı verecek.

NİHAİ KARAR ANKET SONUCUNA GÖRE
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kurultay konusundaki kararını yarın milletvekillerinin dolduracağı ankete göre verecek. Daha önce il başkanlarına dağıtılan anket formu yarın milletvekillerine dağıtılacak. İki anketten çıkacak karara göre CHP Genel Başkanı, kurultay konusunda kararını açıklayacak.

6 SORULUK ANKET FORMU MİLLETVEKİLLERİNE VERİLECEK
CHP grup toplantısında milletvekillerine yarın anket formu verilecek. 6 soruluk anket formunda milletvekillerine, kurultay isteyip istemedikleri, genel başkan seçimi isteyip istemedikleri, tüzük değişikliği isteyip istemediklerinin yanı sıra tüm sorunların çözüm yöntemlerinin ne olacağı konusunda karar sürecinin nasıl olması gerektiği sorulacak.

VEKİLLER İSİM VE İMZA ATMAYACAK
Milletvekillerinin görüşlerini rahat dile getirmeleri için anket formuna isim yazmaları istenmeyecek. Vekiller, dolduracakları formun altına imza da atmayacak.

Edinilen bilgiye göre, CHP Genel Başkanı, kurmaylarına, “Bizi örgüt getirdi. Örgütle karar vermek lazım” dedi. Böylece CHP Genel Başkanı, il başkanlarının ardından milletvekillerinin kurultay konusundaki görüşünü alacak.

İL BAŞKANLARI SADECE PM KURULTAYI İSTEDİ
İl başkanlarına dağıtılan formların yanıtlarında örgütün büyük bir çoğunluğunun kurultay istediği ortaya çıktı. Ancak il başkanlarının Parti Meclisi’nin yenileneceği bir kurultay istediği, tüzük değişikliği ile ilgili fazla bir talebin gelmediği belirtildi.

Mısır Çarşısı patlamasında Pınar Selek’e müebbet

24 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Genel, Haberler

Mısır Çarşısı patlamasında Pınar Selek’e müebbet
1998′deki olayla ilgili yerel mahkemenin iki kez beraat kararı ve bilirkişi raporlarına rağmen, Yargıtay Ceza Genel Kurul’u Pınar Selek’i ağırlaştırılmış ömür boyu hapse mahkûm etti
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, hakkında birbiriyle tamamen zıt birçok raporun hazırlandığı “Mısır Çarşısı Patlaması”nın, Sosyolog Pınar Selek’in hazırlayıp yerleştirdiği bombadan kaynaklandığında şüpheye yer olmadığı sonucuna vardı.

Genel Kurul, İstanbul 12′nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin beraat kararı verdiği Selek’in ağırlaştırılmış ömür boyu hapse mahkûm edilmesi gerektiği yönündeki kararının gerekçesini, bayram öncesinde tamamladı. İstanbul’daki ünlü Mısır Çarşısı’nda 9 Temmuz 1998′de meydana gelen patlama sonunda 7 kişi öldü, 127 kişi de yaralandı. Patlamaya ilişkin yargılama süreci tam 12 yıl sürdü. Bu zaman içinde savcılık ve yargılamayı yapan İstanbul 12′nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne, her biri günlerce tartışılan çok sayıda ve birbiriyle tamamen zıt bilirkişi raporları verildi. Bu raporlardan bazılarında, “bomba izi yok, olsa olsa LPG patlaması” denildi, bazılarında “LPG patlamadı, patlama bomba kaynaklı” görüşü savunuldu. Bazı raporlarda da “patlama var ama nedeni belli değil” görüşleri yer aldı. Dava süresince tartışılan bir başka yer de Sosyolog Pınar Selek’in atölyesiydi. Evraka göre bu depo bir bomba imalathanesiydi. Selek’e göre ise yardıma muhtaç sokak çocuklarının yeteneklerini geliştirdikleri bir atölye.

İLK KARAR: BERAAT
İstanbul 12′nci Ağır Ceza Mahkemesi, “Raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmesi mümkün olmadı. Bu haliyle Mısır Çarşısı’nda meydana gelen patlamanın bombadan mı yoksa gaz kaçağı- tüpgaz patlamasından mı kaynaklandığının tam olarak tespiti mümkün olmamıştır. Dolayısıyla sanıkların suçu işlediklerine dair kesin ve inandırıcı delil elde edilememiştir” diyerek, beraat kararı verdi. Davanın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 9′uncu Ceza Dairesi, patlamanın bombadan kaynaklandığı yönündeki raporları dikkate alarak yerel mahkemenin beraat kararını bozmuştu. Daire, Selek ve beraberinde yargılanan Abdülmecit Öztürk’ün Mısır Çarşısı’na bombayı bizzat koyduklarını savunmuştu. Daire bu nedenle, her iki sanık hakkında terör örgütü lideri Öcalan’ın da mahkum olduğu eski TCK’nın 125, yeni TCK’daki 302′nci maddede tanımlanan “ülkeyi silah zoruyla bölmeye kalkışmak” suçundan ağırlaştırılmış ömür boyu hapse mahkûm edilmeleri gerektiği yönünde karar oluşturmuştu. Yargıtay Başsavcılığı ise “ne beraat ne ömür boyu hapis, bu suç örgüt üyeliğidir bu nedenle 22.5 ceza verilmeli” dedi ve dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderdi. Genel Kurul da geçtiğimiz aylarda, 9′uncu Ceza Dairesi’nin kararı doğrultusunda Pınar Selek’in ağırlaştırılmış ömür boyu hapse mahkûm edilmesi gerektiğine hükmetti. Genel Kurul’un 12 yıllık yargılama sonunda verilen kararının gerekçesi de Kurban Bayramı öncesi taraflara tebliğ edilip İstanbul 12′nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Genel Kurul’un gerekçeli kararında, soruşturma ve dava aşamasında çelişkili bilirkişi raporları olmasına rağmen patlamanın bombadan kaynaklandığının kabul edilmesi gerektiği belirtilerek şöyle denildi: “Olayın LPG’den kaynaklandığına dair hiçbir bulgu ele geçirilememiştir. Aksine olayın LPG sıkışmasından meydana geldiğini ileri sürenler bomba belirtilerinin yeterli olmaması varsayımından hareketle bir tahminde bulunarak bu görüşe ulaşmışlardır. Yaz mevsiminde iki yönü açık olan ve ileri düzeyde hava sirkülasyonuna maruz bulunan olay yerinde bu denli büyük bir patlamaya yol açacak gaz birikmesi olası değildir.” “Mısır Çarşısı’nda patlayan bombanın bulunduğu yere, yurt dışında yaşayan Berhan Öztürk’ün telefon talimatıyla, Selek ve Öztürk tarafından konulduğu hiçbir kuşkuya yer vermeksizin açıkça anlaşılmaktadır” diyen Genel Kurul, Pınar Selek’in terör örgütü ile bağlantısını kurarken de aralarında itirafçıların da bulunduğu diğer davaların sanıklarının anlatımlarına dayandı.

“KOD ADI LEYLA”
Pınar Selek’in araştırma için gittiğini söylediği yurt dışı seyahatlerinin örgüt adına yapıldığını kabul eden Genel Kurul, Selek’in örgüt içinde “Leyla” ve “Ayşe” kod adlarıyla bilinen yönetici konumunda bulunduğunu savundu. Genel Kurul bu gerekçelerle Selek’in eski TCK’nın 125, Yeni TCK’nın 302′nci maddesine göre ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası ile cezalandırılması gerektiğine hükmetti. Genel Kurul’un kararları bağlayıcı olduğu için İstanbul 12′nci Ağır Ceza Mahkemesi şimdi bu kararı kabul etmek zorunda olacak. Yerel Mahkeme ilk kararında dirense bile Genel Kurul’un kararı 37′ye 6 oyla alındığı için değişme ihtimali bulunmuyor.

Mustafa Kemal Atatürk’ün maaşının günümüzdeki değeri

24 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Genel, Haberler

Mustafa Kemal Atatürk’ün maaşının günümüzdeki değeri
Zaman altın üzerinden bugünkü değerini hesapladı..
Zaman gazetesi yazarı Ali Ünal bugünkü köşesinde Kemalist-ulusalcı aydınları eleştiren bir yazı kaleme aldı. Ünal’a göre; doğruya ve sahih dine inanmayan kemalist aydın hurafelere inanır!

Kemalist aydının hurafeciliği
Doğruya ve sahih dine inanmayan, hurafelere inanır; fanteziler ve kurgulamalarla meşgul olur. Kemalist-ulusalcı aydın, bu sahada insanlık tarihinde birinciliğe oynayabilir. Bunların hurafelerinden en önde geleni de, 1923-38 arası Türkiye’de ekonomik mucize yaşandığı, yurdun demir ağlarla örüldüğü, eğitimin “10 yılda 10 milyon genç yaratacak” ölçüde şaha kalktığı, yolsuzluğun görülmediğidir. Oysa:

1856-1922 yılları arasında 8619 km demiryolu yapılmış. 1876′da 1538 km olan demiryolu ağımıza II. Abdülhamid döneminde 4982 km yeni yol eklenerek, % 324′lük bir artış kaydedilmiş. 1923-50 döneminde ise sınırlarımız içindeki 4086 km.lik demiryollarımıza sadece 3578 km ilâve edilerek, % 87,5′lik bir artış başarılabilmiş. Ya karayolları?

Mustafa Kemal’in maaşı
Kemalist aydın, hurafeleri uğruna gerçekleri çarpıtmakta da ustadır. Meselâ, Mustafa Kemal’in maaşı konusunda sadece o günkü rakamı (ortalama 13.000 TL) verir, ama onun bugünkü değerinden söz etmez. M. Kemal’in maaşının altın üzerinden 2006 yılındaki karşılığı 620.000 liradır. 2006 yılında Cumhurbaşkanı’nın maaşı ise 14.000 liraydı. Yani, ilk Cumhurbaşkanı, 2006′daki Cumhurbaşkanı’ndan altın üzerinden 24, TL üzerinden 44 kat fazla maaş almaktaydı. O dönemde Türkiye’nin şimdikinden en az 15 kat daha fakir olduğu hesaba katıldığında, ilk Cumhurbaşkanı, 2006 yılı itibariyle Cumhurbaşkanı’ndan reel olarak en az 350 kat fazla maaş alıyordu. Ve İsmail Cem’in Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi’nde M. Kemal’in servetinin dökümü, 4 sayfa tutmaktadır. Bu servet gibi, İş Bankası ve CHP servetinin de ana kaynağı, Abbas Hilmi Paşa’nın verdiğinin dışında, Hint Müslümanlarının Kurtuluş Savaşımız için gönderdiği 500.000 lira idi (bugün için 20 milyon dolar civarında).

Şeflik dönemleri ekonomik mucizesi için 3 net göstergemiz var: Köylü nüfusun şehirli nüfusa oranı, 1923-38 arası hiç değişmemiştir. M. Kemal’in has adamlarından A. Hamdi Başar, 1930′da şöyle demektedir: “Köylü, sırtına giyecek ve boğazına sokacak bir şey bulamıyor. Memleketi kalkınmaya götürebilecek bir manivela ise henüz keşfedilmedi.” Hürriyet gazetesinin yıllar önce yazdığına göre, Türkiye ekonomisi, 1927′de % 12,8; 1932′de % 10,6; 1935′te % 3; 1940′ta % 5; 1941′de % 10,3; 1943′te % 9,8; 1944′te % 5,1; 1945′te % 15,3; 1949′da % 5,5 küçülmüştür.

Eğitime gelince: 1895 yılında Türkiye sınırları içinde yaklaşık rakamlarla 25.800 ilkokul, 2 milyon ilkokul yaşında çocuk ve 1 milyon 200 bin öğrenci vardır; okuma oranı, % 60′tır. 1938′de ise 6.700 ilkokul, 2.335.000 ilkokul çağında çocuk ve 765.000 öğrenci vardır; okuma oranı % 33′tür. 1925-38 arasında Türkiye’de sadece 173 yeni ilkokul açılmıştır.

1895′te Türkiye toprakları içinde ortaokul ve lise sayısı 830, ortaöğretim çağındaki nüfus 2 milyon 550 bin, öğrenci sayısı 98.000, okuma oranı % 3,8′dir. 1938′de ise 208 ortaokul ve lise, 3 milyon küsur orta öğretim çağında nüfus, 95 bin küsur öğrenci vardır ve okuma oranı % 3,2′dir. Cumhuriyet, Abdülhamid döneminin eğitim seviyesine ancak 1950′lerde ulaşabilmiştir.

1914′e gelindiğinde tek üniversitemiz, 7 fakültesi ve 4.600 öğrencisi ile İstanbul Üniversitesi idi. 1938′de de yine tek üniversitemiz vardır; fakülte sayısı 8 olup, öğrenci sayısı 5.700 civarındadır.

Kemalist aydın, 1923-38 arasını neden altın çağ olarak görür?
Çünkü İslâm, bütünüyle baskı altındadır ve 1934′e gelindiğinde Türkiye’de din eğitimi bitirilmiştir. Bir de, yer yer halk açlıktan ölür, pek çoğu sehpalarda can verir, jandarma dipçiği ve tahsildar baskısı altında inlerken, kaymak tabakasını kripto-ecnebilerin oluşturduğu asker-eşraf-tüccar-bürokrat koalisyonundan oluşan CHP ve Cumhuriyet “seçkin”leri, arsa spekülasyonculuğu, ihtikâr, tefecilik, müteahhitlik, komisyonculuk ve savaş şartları istismarıyla zenginleşmekte, halk çullar-çuvallar içinde iken Kalgurisi’den, Fegara’dan Paris modellerini kapışmakta, kuyruklu ceket, silindir şapka, klak, makferlanlarla balolarda danstan dansa ve kutlamadan kutlamaya koşmaktadır.

Devlet Bahçeli’nin son grup konuşması füze kalkanı yorumu

23 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Genel, Haberler

Devlet Bahçeli’nin son grup konuşması füze kalkanı yorumu
Parti grubu toplantısında hükümete yönelik sert eleştirilerde bulunan Bahçeli, Lizbon’daki NATO zirvesinde çıkan kararlarla ilgili Erdoğan ve Gül’ü sert sözlerle eleştirdi.
Başbakan Erdoğan’ın Lizbon’daki NATO zirvesine gitmeye cesaret edemediğini ileri süren Bahçeli, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün zirvede büyük bir başarı göstermediğini kaydetti. Nükleer füze kalkanı projesinin isim deklere edilmese de İran’a karşı yapıldığını kaydeden Bahçeli Erdoğan ve Gül’ü Türkiye’yi yanlış yönlendirmeye çalıştığını söyledi.

İşte Bahçeli’nin grup toplantısındaki o konuşması:
Bayramda ne yazık ki onlarca vatandaşımız trafik kazalarında can verdi. Bayramda gülmesi gerekenlerin ağlamasına bir son verilmelidir.
İnsan hayatının değersiz olmadığını hükümet anlamalı ve duble yol yapmakla değil kazaları azaltmakla övünmelidir.

ÖĞRETMENLER BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ
Yarın 24 Kasım Öğretmenler Gününü kutlayacağız. Elbette öğretmenlerimizin değerlerini bir günle sınırlandırmak söz konusu olamaz. Öğretmenlerin bizim için önemi çok büyüktür.

Açıktır ki milli kimliğin oluşturulmasında, millet bilincinin oluşturulmasında öğretmenlerin büyük bir önemi vardır. Maddi sorunların altında ezilen, itibarı her geçen gün yitiren bu mesleğin Türkiye’ye ne kadar katkı sağlayacağı tartışma yaratmaktadır. Eğer millet olarak karşımıza dikilen sorunları etkili bir şekilde çözemiyorsak, öğretmenlerimize hak edilen şartların hazırlanmadığı kuşkusuzdur.

Analitik düşüne bilme kabiliyetine sahip gençlerin yetiştirilmesi öğretmenlerin elinde olan önemli noktalardır.

YANDAŞ SENDİKA TEHDİTLE ÜYE ALIYOR
Yandaş bir sendikanın tehdit yoluyla üye kazanması yaşanan dramatik gelişmeler arasındadır. Düşüncelerinden dolayı zor durumda bırakılan öğretmenlerimizin haklarının zamanı geldiğinde alınacağı unutulmamalıdır.

Ek ders ücretleri arttırılmalı, yıpratma tazminatı almalı, taban aylığının arttırılması, lojman imkanının sağlanması, aday öğretmenlerin atanmasıyla ilgili engellerin ortadan kaldırılması gerekmektedir.

AKP DÖNEMİNDE TÜRKİYE’NİN ÇİVİSİ ÇIKTI
Türkiye son 50 yılı en uzun süreli tek başına iktidar sürecini yaşamaktadır. Taktir edersiniz ki 8 yıl bir iktidar için uzun bir süredir ve son derece elverişli bir süreçtir. Cumhurbaşkanlığı’na da AKP’li birinin seçilmesi ile tam bir mütabakat sağlandığını göstermektedir. AKP layıkıyla görevini yerine getirmemiştir. 3 Kasım 2002 seçimlerinin öncesinde ve sonrasında herkesin birbirinden kuşku duyduğu bir Türkiye yaratmıştır. Ekonomiden kültüre, spordan sanata, tahrip olmamış hiç bir alan kalmamıştır. Türkiye’nin AKP’yle birlikte çivisi çıkmış ve toplumsal alanda büyük yaralar almıştır.

AKP Türkiye’yi zor bir sürece sokmuştur. AKP’yle geçen 8 talihsiz yılda kiliseler yenilenmiş, maç altında tarihi tezlerimiz tartışılır olmuştur. Milli davamız Kıbrıs, ABD ve rumlarına teslim edilmiş, peşmergelere ABİ diyerek saygı gösterilmiş, müslüman kardeşlerimizin katilleriyle ortaklıklar oluşturulmuş, teröristler davul zurnalarla karşılanmış, İmralı canavarıyla masaya oturulmuş, medya baskı altına alınmış, iş alemi devlet imkanlarıyla sindirilmiş, partizanlık en ileri noktaya taşınmıştır.

AKP DÖNEMİNDE TÜRKİYE HANÇER ÜSTÜNE HANÇER YEDİ
AKP ile birlikte Cumhuriyetin temelleri sarsılmıştır. Şahit olmadığımız olaylar bu dönemde yaşanmıştır. Milletimiz 36′ya bölündü. Milli devlet yapımız AKP döneminde hançer üstüne hançer yemiştir. Türkiye AKP ile yıllarca süren davalarla baş başa kalmış, telefon dinlemeler konusunda özel hayatın hiç bir gizliliği dikkate alınmamış ve bunlar için her şey Türkiye için denilmiştir.

Ekonomide yeni ufuklar yaratılamamıştır. Hayat standartları AKP döneminde düşmüştür.

Adil bir toplum düzenine ulaşmak için uzlaşma kültürü ortadan kalkmıştır. Nihayetinde AKP hükümetleri döneminde milletimize verilen sözlerin hiç biri tutulmamıştır. AKP ülkemizi soymak ve milletimizin kardeşliğini sakatlamak için tek başına iktidar olmak istemiş ve bunu da başarmıştır.

Bağımsızlığımız, egemenliğimizi Brüksel’e devretmek için iş başında olması gerekmiştir ve olmuştur.
Irak’ın işkal edilmesine, yüz binlerce Irak’lı kadının dul kalması için AKP’nin tek başına iktidar olması gerekmiştir. PKK açılımının kurdelesinin kesilmesi için AKP’nin iktidarda olması istenmiştir.ç

AKP TEK BAŞINA İKTİDAR OLSUN İSTEDİLER
Bayrağımızın, dilimizin alaşağı edilmesi için AKP’nin tek başına iktidar olması tercih edilmiş ve bu başarılmıştır.

ABD’nin enerji hatlarının güvenliği için AKP’nin tek başına iktidara gelmesi gerekmiştir ve bu da sağlanmıştır.

Türkiye’yi yıkmak, bölünmüş bir millet haline gelmemiz için AKP’nin tek başına Recep Tayyip ERdoğan’ın da iş başına gelmesi gerekmiştir.

MHP HAK ETTİKLERİ DERSİ VERECEKTİR
AKP’nin hesaba çekileceği gün yakındır. MHP, AKP ve yardakçılarına hak ettikleri dersi vermek için uygun zamanı beklemektedir. AKP’ye haddini bildirmek için sabırsızlık içerisindeyiz. Türk milletini bölmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Şehit kanlarıyla sulanmış vatan topraklarını dünya döndükçe kimseye fırsat vermeyeceğiz. ve Ne Mutlu Türküm demeye de sonuna kadar kararlıyız.

Haçlı zihniyetine haddini bildiren güç bizimledir. İhanete asla geçit vermeyeceğiz.

TÜRKİYE’NİN DEDİĞİ OLDU İZLENİMİ VERMEYE ÇALIŞIYORLAR
Son günlerin en önemli gündem maddeleri arasında NATO zirvesi ilk sırada yer alıyor. AKP çevrelerinde zafer kazanılmış gibi gösteriliyor. NATO toplantısından sonra sanki Türkiye’nin dediklerinin olduğu izlenimi verilmeye çalışılmıştır.

Geçmişteki sözleriyle çelişen bir görüntü çizen Gül, israrla kendisinin NATO toplantısına gittiğini AB toplantısına gitmediğini söylemiştir. Ne var ki sayın Cumhurbaşkanı’nın başbakanlık yaptığı dönemdeki NATO zirvesinde ,’NATO ve AB’nin rollerinin uyumlu olması gerektiğini söylemiştir. Sayın Cumhurbaşkanı o günlerde, ortak politikalar takip edilmesi gerektiği kaydedilmiştir. Bu durum dış politikada bir sapmanın varlığını ortaya koymaktadır.

PAZARLIK İMAJI VERİLMEYE ÇALIŞILDI
Füze kalkanı olarak bilinen tartışmalarda AKP tarafından ortaya konulan görüşlerin NATO’Da değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Başbakan Erdoğan zirve öncesi bazı ön şartlar koymuştu. Erdoğan biz de düğmeye basan taraf olmak istiyoruz sözleri akıllardadır. Türkiye’nin 3 şartını açıklayarak adeta kıran kırana bir pazarlık yapılmışcasına bir izlenim yaratmıştır.

Türk milletinin aklı ve idrakiyle alay edercesine hiçbir komşumuzu tehdit ve hedef tanımlaması içinde göremeyiz diyen Başbakan Erdoğan’a buradan sormak isterim ki:

Siyasi hesaplarla kendinizin gitmeye cesaret edemediği Lizbon zirvesinde Cumhurbaşkanı tarafından onay verilen füze savunma sistemi İran’a karşı değilse, hangi potansiyel tehdit kaynağı ülkeye karşıdır?

Tehdit kaynağı İran değilse Senegal midir, Küba mıdır, yoksa Rusya mıdır?

Türkiye NATO ittifakının Doğu’daki kanat ülkesidir.

HEDEF BELLİ KİMİ KANDIRIYORSUNUZ
Füze Savunma Sistemi’nin operasyonel unsurları Türkiye’ye konuşlandırılacağına göre, coğrafi bakımdan bu düzenlemeler İran dışında hangi ülkeyi hedef alacaktır?

İran değilse, hedef Afganistan mıdır, Hindistan mıdır?

Bu soruların cevabı açıktır, Başbakan’ın bu konuda tevil ve takiye yapması artık mümkün değildir.

Başbakan Erdoğan ve Lizbon senaryosunda rol paylaştığı Cumhurbaşkanı Gül zirve öncesi sanal ve sözde itirazlarını Türk kamuoyunda tartıştırarak, NATO içinde onay verdikleri kararları maskelemek, bu konudaki gerçek niyetlerini gizlemek yoluna gitmişlerdir.

Gerçekler gün gibi ortadadır.

Ve füze kalkanının kurulacağı ülke Türkiye olarak belirlenmiş, adeta başta AB olmak üzere, NATO üyesi ülkelerin güvenliğini sağlamak için bütün riskler üstlenilmiştir.

AKP’YE YENİ SORUMLULUK YÜKLEMİŞTİR
Bu kapsamda, 30’dan fazla ülkenin balistik füze sistemlerine sahip ve bunlardan bazılarının Avrupa ve Atlantik bölgesini vurabilecek durumda bulunuyor olması AKP’ye yeni bir rol ve sorumluluk yüklemiştir.

Balistik füzelere karşı kurulacak savunma sistemlerinin merkezi olarak, bundan önce değişik ülkelerin ismi gündeme geldiyse de, AKP’nin küresel destekçileri, bu konuda Türkiye’de karar kılarak, Sayın Cumhurbaşkanı’na ve hükümete bunu kabul ettirmişlerdir.

Burada aklımıza takılan husus ülkemizin bu meselede, iddia edildiği gibi tarihini ve coğrafyasını nasıl ve ne şekilde kullandığıdır?

Sayın Cumhurbaşkanı’na göre, Türkiye şimdi tarihini ve jeopolitik önemi kavramışsa, bundan önce ülkemiz hangi jeopolitik kabullerle yönetilmiştir ve neyi kavramıştır?

AKP iktidarının, atanmasına direnç gösterdiği ve itiraz ettiği, en sonunda da pes ettiği NATO Genel Sekreteri Rasmussen’le aynı noktada ve zeminde buluşması da son zirvenin en ilginç noktalarından birisi olmuştur.

KAMUOYU YÖNLENDİRMESİ YAPTILAR
Başbakan Erdoğan’ın füze savunma sistemine onay verilmesi için komuta-kontrol sisteminin Türkiye’de olması sözde önşartı Lizbon kararlarıyla havada kalmış, bunu sanal bir kamuoyu yönlendirme aracı olduğu açığa çıkmıştır.

NATO savunma sistemlerinde komuta-kontrol sorumluluğunun münferit ülkelere değil NATO askeri karargâhına ait olduğu bilinen bir gerçektir.

Kaldı ki, Allah korusun, böyle bir an geldiğinde butona kimin basacağının ve kimin kontrol edeceğinin bir önemi ve kıymeti harbiyesi çok fazla olmayacaktır.

Savunma sistem kontrolünün Recep Tayyip Erdoğan’da ya da, bir başkasında olması hiçbirşeyi değiştirmeyecek ve milletimiz tüm vahşetin ve felaketin tam ortasında kalmaktan kurtulamayacaktır.

Hal böyle iken Başbakan’ın düğmeye basacak ülkenin Türkiye olması yönündeki açıklamaları, pratikte hiçbir anlamı olmayan içi boş sözlerdir.

Lizbon kararları bunu teyit etmiş, komuta-kontrol komutlarının ele alınmasını ileri bir tarihe bırakmıştır.

Başbakan’ın bu sanal ön şartı da boşa çıkmıştır.

Lizbon zirvesinde Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin savunma ve işbirliği sisteminin içinde olmaması, buna bağlı sorunlar ve NATO – AB işbirliğinin önündeki zorluklar konularında da Türkiye’yi tatmin edecek bir ilerleme sağlanamadığı görülmektedir.

AB üyesi Kıbrıs Rum yönetiminin ve başta Fransa olmak üzere bazı ülkelerin bu konudaki itirazları Lizbon’da da aşılamamıştır.

Bu durumun sürmesinin Türkiye’nin NATO ile AB arasındaki güvenlik alanında işbirliği sürecinde zemin kaybetmesine yol açması ciddi bir ihtimal olarak karşımızdadır.

Lizbon kararlarında yer alan AB üyesi olmayan NATO müttefiklerinin NATO ile AB arasındaki stratejik ortaklığın geliştirilmesi çabalarına tam olarak katılmasının gerekli olduğu yolundaki ifadelerin Türkiye için yeterli olmadığı ortadadır.

Türkiye’nin AB ile güvenlik anlaşması imzalaması, Avrupa Savunma Ajansı’nın katılımı ve NATO imkân ve kabiliyetlerinin kullanıldığı ortak operasyonlarda karar mekanizması içinde yer alması konularında herhangi bir ilerleme kaydedilememiştir.

Soyut ve genel ifadelerle niyet beyanları bunun için yetersiz kalacaktır.

NATO Lizbon zirvesi kararları bu bakımdan da Türkiye için tatmin edici olmaktan çok uzaktır.

Ve ortada ne bir başarı diye sunulacak gelişme ne de zafer diye yutturulacak diplomatik netice vardır.

Biz olmasaydık NATO toplantısı on dakikada biterdi sözlerinin de hiçbir anlamı ve değeri yoktur.

Sürekli sahte diklenmelerle, hamasi sözlerle iç politikaya dönük mesaj veren AKP iktidarı, NATO toplantısında ağzına bir parmak bal sürülerek geri gönderilmiştir.

Her konuda konuşan Başbakan Erdoğan’ın ise, son bir haftadır konuyla ilgili hiçbir yorum yapmadan geri planda durması, kendisini unutturarak tartışmalarını merkezinden uzakta durmaya çalışması kendisine ve partisine hiçbir şey kazandırmayacaktır.

AKP hükümet yetkililerinin “görüş ve beklentilerimiz daha güçlü ifadelerle karşılık buldu” sözleri de kamuoyunu etkilemek amacını taşıyan içi boş klişeler olarak kalmaya mahkûm olacaktır.

Sonuç olarak Lizbon zirvesi öncesi ve sonrası AKP hükümetinin yönlendirdiği haber ve değerlendirmeler AKP’nin aldatma, yanıltma ve göz boyamaya dayanan dış politika anlayışının yeni tezahürlerinden başka bir anlam taşımamıştır.

Seda Sayan sevgilisi Atilla Altay’a dövmeli mesaj verdi

23 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Haberler, Magazin

Seda Sayan sevgilisi Atilla Altay’a dövmeli mesaj verdi
Kadırgalı Seda Sayan sevgilisi Atilla Altay’ı ‘Atilla The End’ dövmesiyle ödüllendirdi.
Seda Sayan ile sevgilisi Atilla Altay’dan dövmeli mesaj! Bileğine ‘Atilla The End’ yani ‘Atilla son’ diye yazdıran Sayan’la aynı dövmeyi yaptıran sevgilisini babakus.com isimli internet sitesi görüntüledi. Daha önce altı kez evlenen Sayan’ın Las Vegas’ta Altay’la nikah masasına oturduğu iddia edilmiş ancak ünlü şarkıcı basın sözcüsü aracılığıyla bu yalanlamıştı.

Nagehan Alçı ve Fatih Altaylı polemiği tam gaz sürüyor

23 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Haberler, Magazin

Nagehan Alçı ve Fatih Altaylı polemiği tam gaz sürüyor
Nagehan Alçı Fatih Altaylı’ya sert sözlerle yüklendi: Başörtülülere fahişe dedin..
Akşam yazarı Nagehan Alçı ve Habertürk genel yayın yönetmeni Fatih Altaylı arasındaki polemik sürüyor. Nagehan Alçı önceki yazısında sorular yönelttiği Fatih Altaylı’nın bu soruları küfrederek yanıtlamayı tercih ettiğini belirterek polemiği yeni sorularla ateşledi..

VİCDANDAN ZERRE NASİBİNİ ALMAMIŞ
Geçen yazımda Fatih Altaylı’ya birtakım sorular sormuştum, biliyorsunuz. O yazıda Altaylı’nın  ‘vicdanlı ve adaletli’ bir tavır takınacağına inandığımı da belirtmiştim… Yanılmışım! Altaylı, vicdan ve adaletten bir zerre nasibini almamış bir dille korkunç bir cevap verdi!

KÜFÜR EDEREK CEVAP VERDİ
Cevapta ‘şerefsizler’den girdi, ‘yavşaklar’dan çıktı. Benim sakin bir tonda sorduğum soruları küfrederek yanıtlamayı tercih etti. Son derece vandal ve barbar bir dil kullandı.

SUÇLULUK PSİKOLOJİSİ
Üstüne üstlük o yazıyı ben tekil bir şahsiyet olarak yazdığım halde çoğul bir yanıt aldım.  ‘Bir kadını tek başına muhatap almam’ dercesine… Ne tuhaf bir ülke şu Türkiye!  En büyük gazetelerden birinin yöneticisi ile en ataerkil köyün ağababasının kadına bakışı aynı! Onu insan yerine koymayan, arkasında muhakkak ‘erkek’ arayan bir bakış… Valla ben cevap yerine gelen küfürleri ve muhataplık karmaşasını tek bir şeye bağlayabiliyorum: Altaylı’nın suçluluk psikolojisine!

ALTAYLI YALAN SÖYLÜYOR
Gelelim, yazıdaki savunmasına… Ahmet Kaya’nın söylediği sözle ilgili Altaylı okurlara ya yalan söylüyor ya da olayları yanlış hatırlıyor. Defalarca yazıldı, çizildi. Sizler de artık sıkıldınız belki ama belli ki Altaylı için doğruları tekrar etmek şart: Kaya ‘Arabamı şerefsizlerin memleketinde bıraktım’ diye bir söz asla söylemedi. Dediği şuydu: ‘Üç beş şerefsiz yüzünden arabamı memlekette bıraktım’.

YALAN HABERİ DOĞRUYMUŞ GİBİ SUNABİLİYOR
Bu söz Hürriyet gazetesi tarafından maksatlı olarak çarpıtıldı ve o utanç verici ‘Vay Şerefsiz’ manşeti atıldı. O manşeti atan Ertuğrul Özkök,  haberin çarpıtılarak verildiğini itiraf etti ve özür diledi. Altaylı ise kendini aklamak için bu yalan haberi hala doğruymuş gibi okura sunabiliyor! Pes doğrusu!

ZERRE VİCDANI SIZLAMIYOR
Belli ki o uydurma haber üzerine yazdığı 20 Temmuz 1999 tarihli ‘Ahmet Kaya yalancı haysiyetsizin biridir, parayı veren Ahmet’i alır’ satırlarından bir zerre vicdanı sızlamıyor. 16 Şubat 1999′da Kaya’nın ‘Kürtçe şarkı söyleyeceğim’ dediği için linç edildiği günden sonra da ‘Ahmet Kaya kültürsüz, ne dediğini bilmez, solcu olamayacak kadar cahil, sıradan, basit bir adamdır. Ahmet Kaya’ya desen ki,’Yahu Ahmet PKK ne demek?’ Aval aval bakar. Sorsan ‘İdeoloji nedir?’ diye ‘Yenir mi?’ yanıtını verir’ satırlarını yazarak linç korosuna katıldığı için de herhangi bir pişmanlık duymuyor…

Sadece Ahmet Kaya değil maalesef. Yıldıray Oğur ve Ahmet Kekeç’in yazdığı gibi daha çok vukuatı var Altaylı’nın! Bir kez de ben sayayım mı?

BAŞÖRTÜLÜLERE FAHİŞE DEDİN
1998′de haklarını aramak için protesto gösterisi yapan başörtülü kadınlara ‘fahişeler’ demesi. 18 Mart 2002′de Eren Keskin için ‘Bu kadını ilk gördüğüm yerde cinsel tacizde bulunmazsam namerdim’ sözü.

ORDU BACAK ARANIZI KORUYOR DA DEDİN
Genelkurmay’ın bazı uygulamalarını eleştiren Gülay Göktürk’e yönelik ‘Hanımefendi o ordu sizin bacak aranızı da koruyor’ cümlesi…

GAZETESİNDE ÇALIŞAN KADINDAN DA MI UTANMIYOR
Bütün bunların da hala arkasında duruyor mu? Hakları çiğnenen başörtülü kadınlardan, Eren Keskin’den, Gülay Göktürk’ten de mi özür dilemeyecek? Bu sözlerinden dolayı da mı vicdanı sızlamıyor? Her şey bir yana kendi gazetesinde çalışan o kadar kadın gazeteciden de mi utanmıyor? Bu kadar kadın düşmanı bir dili hangi hakla kullanabiliyor?

HİÇ PİŞMAN DEĞİLİM DİYORSA..
Tavsiyem, bu sorular üzerine yine küfretmeye başlamadan, sakince bir vicdan muhasebesi yapması. Hala ‘Hiç pişman değilim’ diyorsa… Onu Allah affetsin!

Polise askerlik yanında maaş müjdesi

22 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Genel, Haberler

 

İçişleri Bakanlığı polise askerlik yanında maaş müjdesini karara bağladı
İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan taslakta hem askerlik süresi hem de maaşla ilgili düzenlemeler dikkat çekiyor..

Polislerin askerlikten muaf tutulması amacıyla yürütülen çalışmanın taslağı tamamlandı.

GÖREV YERİNDE ASKERLİK
Milli Savunma Bakanlığı ve TSK tasarıya olumlu yaklaşırsa askerliğini yapmamış polisler temel askerlik eğitimi görecek. Polis, askerlik süresince maaş da alacak. Emniyet Teşkilatı’nda halen 2 bin 423′ü amir, 36 bin 577′si polis memuru, 39 bin personel askerliğini yapmamış durumda.

Askerliğini yapmamış polislerin askerlikten muaf tutulması amacıyla sürdürülen çalışmalarda son aşamaya gelindi. İçişleri Bakanlığı’nca hazırlanan taslak önümüzdeki günlerde Bakanlar Kurulu’na gönderilecek. Bakanlar Kurulu’nun Meclis’e sevk edeceği tasarı ile polisin, temel askerlik eğitiminin ardından görev yaptığı yerde askerliğini tamamlaması öngörülüyor.

Polise askerlik süresince maaş ödenmesi de söz konusu. Ancak maaşları bir miktar kesintiye uğrayacak. Emniyet Teşkilatı’nda halen 2 bin 423′ü amir, 36 bin 577′si polis memuru, 39 bin personel askerliğini yapmamış durumda. Polislik mesleğine adımını atmaya hazırlanan 23 bin 148 polis memuru adayı ile her yıl polis akademisinden mezun olan yaklaşık bin 350 komiser muavini askerlikle ilgili müjdeli haber bekliyor.

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, askerliğini yapmayan polislerin askerlikten muaf tutulması amacıyla yürütülen çalışmalara hız verdi. Atalay’ın talimatıyla çalışmalarını yoğunlaştıran komisyon, taslağı tamamladı. Milli Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı tasarıya olumlu yaklaşırsa askerliğini yapmamış polisler temel askerlik eğitimi görecek. Tasarıda Polis Akademisi Mezunları, Polis Eğitim Merkezi Müdürlükleri’nde eğitim gören 4 yıllık üniversite mezunu polisler ile Polis meslek yüksekokullarında eğitim gören polisler için ayrı ayrı temel eğitim ve askerlik süresi öngörülüyor. Bu okullarda eğitim gören polisler, muadili diğer mezunlar kadar temel askerlik eğitimi alacaklar. Polislerin askerlik süreleri de yine muadili oldukları diğer mezunların askerlik süreleri kadar planlandı. Buna göre Polis Akademisi ve 4 yıllık üniversite mezunu polisler bir aylık temel eğitimin ardından 5 ay da askerlik görevi yapmış olacak.

MAAŞ VERİLMESİ DE ÖNGÖRÜLÜYOR
Temel askerlik eğitiminin ardından polisler askerliklerinin geri kalanını, görev yaptıkları illerde polis olarak sürdürecekler. Doğu ve Güneydoğu illerinde şark görevi sırasında askere giden polislerin askerlik süreleri de şark görevinden sayılacak. Tasarıda askerlik yaptığı dönemde polise maaş da verilmesi öngörülüyor. Ancak maaşlarında belirli bir kesintinin yapılması söz konusu.

İçişleri Bakanlığı kaynakları polisin askerlik süresince alacağı maaşlarında üçte bir ya da yarı yarıya kesinti yapılabileceğini belirtiyor. Emniyet Teşkilatı’nda çeşitli rütbelerde 209 bin 245 polis görev yapıyor. Emniyet Hizmetleri Sınıfı’ndaki personelin neredeyse beşte biri askerliğini yapmadı. 4 yıllık üniversite mezunlarının eğitim gördüğü 11 Polis Eğitim Merkezi Müdürlükleri’nden (POMEM) her yıl 10 bin polis, 25 Polis Meslek Yüksek Okulları’ndan (PMYO) ise ortalama 7 bin 500 polis memuru mezun oluyor. Bu sayıya Polis Akademisi’nden mezun olan bin 350 dolayındaki komiser muavinleri ile yurtdışı ve yurtdışında yüksek lisans doktora yapan amirlerde eklenince sorun giderek büyüyor.

Emniyet Genel Müdürlüğü, her celp döneminde çok sayıda polisin askere alınmasından dolayı başta Ankara, İstanbul, İzmir olmak üzere 1, 2 ve 3. bölge illerinde ciddi personel açığı yaşıyor. Polis memurlarının askere alınmasından kaynaklanan personel açığı genel asayiş ve güvenlik hizmetlerinin sekteye uğramasına yol açıyor. Jandarma bölgelerinin de devredilmesi sonucu polis teşkilatı, ülke nüfusunun yüzde 75′ine denk gelen 54 milyon 807 bin kişiye hizmet veriyor.

Askeri hizmetlerde sivilleşme dönemi

22 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Genel, Haberler

 

Askeri hizmetlerde sivilleşme dönemi
Genelkurmay Başkanlığı orduevlerini sivilleştirme kararı aldı.

Asker, orduevlerinde garson, aşçı, servis elemanı gibi çalışmayacak, sadece dış koruma ve güvenlik görevlerinde yer alacak. İlk sivilleşme 2011 Haziran ayının sonunda Harbiye Orduevi’nde yaşanacak

ASKERLİK DIŞI HİZMET İDDİASI
Zorunlu askerlik süresi kısalsın mı kısalmasın mı, tek tip askerlik olsun mu olmasın mı tartışmalarının yaşandığı şu günlerde, bazı kaynaklara göre 231 bin zorunlu askerin, berber, bayan kuaförü, müzisyen, garson, aşçı, resepsiyonist, çaycı, lostra, kasiyer, şoför, kat görevlisi, ütücü gibi benzeri görevlerde askerlik dışı işlerde çalıştırıldığı iddiaları ortaya atıldı. Eleştiriler üzerine Genelkurmay Başkanlığı bir karar alarak, orduevlerinin sivilleştirilmesi için kolları sıvadı.
Bu çerçevede orduevlerindeki tüm askerlerin asli güvenlik görevlerine çekilmesi planlanıyor. Orduevlerinde, aşçı, garson, kuaför, müzisyen, berber gibi görevlerde çalışan askerler, buralardan çekilecek. Yerlerine sivil memur ve işçi alınacak. Askerler sadece dış koruma bölgelerinde, güvenlik görevlerinde yer alacak.

ÇALIŞMA BAŞLADI
Genelkurmay Başkanlığı’nın görevlendirdiği uzman ekip, İstanbul’daki orduevlerinde çalışmalarına başladı. Orduevlerinin sivilleşmesi için ne kadar sivil personele ihtiyaç olduğu tespit edilecek.
İlk sivilleşme Harbiye Orduevi’nde yaşanacak. 2011 yılı Haziran ayı sonuna doğru Harbiye Orduevi’nde sivilleşme tamamlanacak. Daha sonra bu sivilleşme İstanbul’daki orduevlerinden başlanarak tüm Türkiye’deki orduevleri ile sosyal tesislerde yapılacak.

43 orduevi var
TESEV’in Almanak Türkiye 2006 2008 Güvenlik Sektörü Ve Demokratik Gözetim raporuna göre, Türkiye’de 43 orduevi, MSB’ye bağlı 41 bin 701 lojman ve 327 sosyal tesis, Jandarma’ya ait 15 bin 209 lojman ve 75 sosyal tesis, Sahil Güvenlik’e bağlı 310 lojmanda, subay ve ailelerinin çeşitli hizmetlerinde “zorunlu askerler” kullanılıyor. Aynı zamanda Bodrum, Antalya gibi turistik bölgelerde TSK’ya ait sosyal tesisler mevcut.
Bazı medya kuruluşları geçtiğimiz günlerde emekli askerlere dayanarak verdikleri haberlerde Türkiye’de binlerce askerin posta, kuaför, berber, görevli gibi isimler adı altında sadece ordudaki subaylara ve ailelerine hizmet verdiğini duyurmuştu.

En Zengin 100 Türk listesinde kimler var

22 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Genel, Haberler, Magazin

 

En Zengin 100 Türk listesinde kimler var
Ekonomist’in gerçekleştirdiği araştırma, Türkiye’nin en zenginlerinin servetlerini katladığını ortaya koydu.

Ekonomist dergisinin 2004 yılından itibaren her yıl gerçekleştirdiği ‘En Zengin 100 Türk’ araştırması sonuçlandı. Türkiye’nin en zenginlerinin servetlerini katladığını ortaya koyan araştırmada, zirveyi 10 milyar dolar üstü servete sahip olan Koç Ailesi bırakmadı.

Ferit Şahenk 2. sırada
Koç Ailesi’nin ardından Doğuş Grubu’nun sahibi Ferit Şahenk 10 milyar dolar üstü servetiyle 2’nci sırada yer aldı. Ferit Şahenk’i 7-8 milyar dolarlık servetiyle Ülker Ailesi izledi. 2008 ve 2009 yılında global krizin etkileri nedeniyle servetlerinde erime olan zenginlerin, Türkiye’nin büyüme verilerine paralel olarak krizden güçlü çıktıkları görüldü.

En zengin 100 Türk’ün servetlerinin toplamı ise, 176.4 milyar dolar ile 227 milyar dolar aralığına oturdu.

Artışta İMKB etkisi görüldü
Ekonomist’in servet yönetim uzmanları, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) verileri ve özel bankacılık hizmeti veren yetkililerden aldığı bilgilere dayanarak derlediği rakamlara göre, Türkye’nin en zenginlerinin servetlerini katladıkları borsa verilerinden de görüldü.

İMKB’deki varlık değerlerinde ciddi artışlar yaşanması, bu varlık değerlerinden şirket sahiplerinin de hisseleri oranında yararlanmasını sağladı. Özellikle çatısı altında banka olan ailelerinin servetlerinde yüzde 50’nin üzerinde artış olduğu dikkat çekti.

Garanti Bankası’nın ortağı Şahenk Ailesi, Akbank’ın ortağı Sabancı ailesi, Yapı Kredi’nin ortağı Koç Ailesi, TEB’in ortağı Çolakoğlu Ailesi, Tekstilbank’ın sahibi Turgut Yılmaz bu anlamda öne çıktı.

Sabancılar’da bir ilk
Listenin ilk 3’ünde yer alan Koç Ailesi, Ferit Şahenk ve Ülker Ailesi’nin ardından 6-7 milyar dolarlık servetle Mehmet Emin Karamehmet ve Şarık Tarık geliyor. 5-6 milyar dolar servete sahip zenginler arasında ise sırasıyla, Doğan Ailesi, Şevket Sabancı, Erol Sabancı, Türkan Sabancı, Ömer Sabancı ve Ailelesi ile Eczacıbaşı Ailesi ve Yazıcı Ailesi yer alıyor. Bu yılın dikkat çeken değişimlerinden biri de Sabancı Grubu’nda oldu.

2004 yılında Sakıp Sabancı’nın vefatıyla birlikte başlayan ayrılık rüzgarları sonrasında 2010 yılında her kardeşi ayrı değerlendirmeye alındı. Tüm kardeşlerin toplam servetleri toplandığında 20 milyar doların üzerinde bir rakam ortaya çıkarken, ayrılık sonrası kardeşler 5-6 milyar aralığında yer aldı.

Listeye yeni giriş yapanlar
Koza Altın’ı halka açan İpek Ailesi listeye 31’inci sıradan 1.5-2 milyar dolarlık servetiyle girerken, Aksa Enerji’yi halka açan Kazancı Ailesi de yine1.5-2 milyar dolarlık servetleriyle 32’nci sırada yer aldı. Gürel Ailesi, İsmail Tarman, Muharrem Yılmaz ve Rona Yırcalı da bu yıl listeye yeni giriş yapan diğer isimler oldu.

İş güvenliği ve zaman tasarrufu için özel uçak
En zengin listesinde yer alan birçok isim iş güvenliği ve zaman tasarrufu için özel uçak almayı tercih ediyor. Mustafa Koç’tan Hüsnü Özyeğin’e Hamdi Akın’dan Boydak ailesine kadar pek çok kişinin özel uçağı bulunuyor. Özel uçak sahibi olmak sadece uçak alım maliyetiyle bitmiyor. Bir jetin personelden yakıta kadar tüm masraflarının aylık maliyetinin yaklaşık 200 bin lira olduğu belirtiliyor. Pilot, yedek pilot, teknisyen gibi 10’a yakın kişinin istihdam edilmesi gerekiyor.

Topbaş ve Akın sıçrama yaptı
En Zengin 100 Türk listesinde, Hamdi Akın’ın sahibi olduğu Akfen Holding, hem halka arzıyla hem de TAV iştirakinin değerlenmesiyle 2010’da dikkat çeken aileler arasında yer aldı. Hamdi Akın 63’ten 41’e yükselirken, BİM’in ana ortaklarından Topbaş Ailesi, 1-1.5 milyar dolarlık servetle 83’ten 51’e tırmandı. İnşaat firması sahiplerinin üst sıralara doğru hareket ettiği görülen listede öne çıkan isim ise Ali Ağaoğlu oldu. 2-3 milyar dolar servetiyle 44’üncü sıradan 29’uncu sıraya kadar yükselen Ağaoğlu’nun yanında 77’nci sıradan 53’e çıkan Erdoğan Demirören de dikkat çekti.

Harcamalar değişti
Varlıklı kişiler, önceki yıllarda harcamalarının çoğunu moda ve mücevhere yaparken, 2009 sonrasında en çok para harcanan kalem olarak seyahat, sağlık, spa ve gurme lezzetler öne çıktı. Farklı deneyimler edinmek, ilginç yemekler yemek ve tam donanımlı güzellik merkezlerine gitmek önemli bir hal aldı. Sağlık merkezlerine arınma amaçlı yapılan seyahatler de görülmeye başlandı.

Gelirleri ortalamanın 25 katı
Ekonomist Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerini derleyerek en zenginlerin profiline ilişkin şu bilgileri derledi: En zenginler hem nüfusun hem de toplam hane sayısının yaklaşık on binde 1’lik bölümünü oluşturuyor. Buna göre bu yıl için en zengin hanelerin sayısının 2 bin 200 olduğu, bu hanelerde yaşayan fert sayısının ise 8 bin 800 olduğu tahmin ediliyor.

En zengin hanelerin her birine 1.5 milyon liralık gelir
Türkiye’de gelir piramitinin en tepesinde yer alan aileler toplam gelirin yüzde 0.3 dolayında bir kısmını alıyor. En zengin hanelerin her birine 1.5 milyon liralık gelir düşüyor.

Bu rakamları dolar cinsinden ifade edildiğinde en zenginlerin 2010 yılındaki toplam gelirleri 2.2 milyar dolar civarında olduğu görülüyor.

Türkiye genelinde bu yıl kişi başına düşen gelirin 10 bin 40 dolar, hane başına düşen gelirin ise 40 bin 110 dolar olması bekleniyor. Buna göre en zenginlerin yıllık geliri Türkiye ortalamasının 25 katını buluyor.

Şahan Gökbakar komşularını bıktırdı.

22 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Haberler, Magazin

 

Şahan Gökbakar komşularını bıktırdı.
Şahan Gökbakar, köşkünün garajı olmasına rağmen araçlarını köşkünün önüne sıra sıra diziyor.

Oyuncu Şahan Gökbakar, ‘Recep İvedik’ filmleriyle kısa sürede büyük bir servetin sahibi oldu. Gösteriş tutkunu olan Gökbakar’ın Rumelihisarı’ndaki evinin önünde adeta servet yatıyor. Oyuncu, Audi cip, Mini Cooper S, Porsche Cayman S ve Porsche 911 Carrerası’yla mahallede adeta gövde gösterisi yapıyor.

GARAJINA KOYMUYOR
Lüks araçlarını evinin önüne dizen Gökbakar’ın bu tutumu çevredekileri rahatsız etti. Komşuları “Bu kadar görgüsüzlük olmaz. Biz arabamazı park edecek yer bulamıyoruz. Bir de öyle bir çekiyor ki yoldan başka araç geçemiyor” diyerek isyan etti. İmza toplayan mahalleli şikayet dilekçesini muhtara iletti.

KENDiSiNi ROLÜNE KAPTIRDI
Daha önce park yüzünden komşularıyla tartışan Şahan Gökbakar, yine bildiğini okuyor. Oyuncu, şikayetleri umursamıyor.

TV’deki dizileri izleyen kişi sayısı analizi

22 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Haberler, Magazin

 

TV’deki dizileri izleyen kişi sayısı analizi
Milyonları ekranlara kilitleyen dizileri tam olarak kaç kişi izliyor…

Dev bütçeli ve Türkiye’yi ekranlara kilitleyen dizilerin rating rakamları biliniyor ancak kaç kişinin dizileri izlediği ve hangi diziyi kaç kişinin izlediği bilinmiyordu. Gazete Habertürk yazarı Memet Güler yazdı…Bundan sonra her hafta televizyon dizilerinin seyirci sayısını da öğreneceksiniz!

İşte 14-20 Kasım haftası dizilerin rating karnesi
Geçen pazartesi günü, haftalık reyting çizelgesiyle birlikte dizilerin seyirci sayılarını da ortaya koyan bir yazı yazmıştım. Dizilerin hayatımızın üzerindeki etkisini, müthiş seyirci kitlesini rakamsal verilerle gözlerinizin önüne sermekti amacım.

Bu hesabı, 50 milyonluk toplam seyirci pastası üzerinden, izlenme paylarına göre yapmıştım. Gördüm ki, reytingler kadar bir diziyi kaç kişinin izlediğini de merak ediyorsunuz. Bu talebi dile getiren telefonlar açıyor, e-mail’ler, mektuplar gönderiyorsunuz.

1 RATİNG 500 BİN KİŞİ
İşte bu yüzden, bu pazartesinden itibaren reyting karnesine, dizilerin yayınlandığı son bölümlerinin kaç kişi tarafından izlendiğini de yazacağım. Tekrar hatırlatayım, bir reyting üç aşağı beş yukarı 500 bin kişiye denk gelmektedir.

BAYRAMDA ÖNEMLİ DİZİLER PUSUYA YATTI
Dizilerin seyirci sayısı da işte bu veriye göre hesap edilmektedir. Tabii bayram nedeniyle kanallar dizi yerine daha çok filmlere, eğlenceliklere odaklandı. Ekranda dizilerin ya tekrar bölümleri ya da kolajları vardı. Özellikle de atv ve Kanal D, ellerindeki hiçbir önemli silahı sahaya çıkarmadı.

Elbette anlıyorum nedenini. Hem büyük maliyetli dizilerden bir haftalığına bile olsa tasarruf etmek istiyorlar. Hem de tatildi, bayram ziyaretiydi derken seyircilerine bölüm kaçırtmak, onları dizilerinden kopartmak, uzaklaştırmak istemiyorlar.

İZLEYİCİ RAKAMLARI DA SIRALANACAK
Sonuçta bu durum bizim dizilerin reyting karnesi listemizi bayram haftasında neredeyse yarı yarıya azalttı. Ama önümüzdeki pazartesi gününe kadar bütün ağır toplar yine ekranda olacaklar.

Ve bundan sonra Bizim Ekran’da, reytinglerinin yanı sıra, seyirci sayılarıyla yer alıp sıralanacaklar.

Başbakan’ı protesto eden öğrencilere hapis

22 Kasım 2010 Yazan  
Kategori Genel, Haberler

 

Erdoğan’ı protesto eden 18 İTÜ’lüye hapis cezası
İstanbul Teknik Üniversitesi’nde iki yıl önce Başbakan Erdoğan’ı protesto eden 18 öğrenci 1 yıl 3′er ay hapis cezasına çarptırıldı.

12 Eylül 2008 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nin (İTÜ) açılışına konuk olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı portesto eden 18 öğrenci olay günü gözaltına alınmıştı.

NTV’nin haberine göre, öğrenciler hakkında açılan dava, 2 yıl sonra sonuçlandı.

1 YIL 3 AY HAPİS CEZASI
Sarıyer 3. Asliye ceza Mahkemesi, öğrencileri izinsiz gösteri yaptıkları gerekçesiyle 1 yıl 3′er ay hapis cezasına çarptırdı.

Ancak mahkeme öğrencilerin cezasını, daha önce suç işlemedikleri için erteledi.

Öğrenciler 5 yıl içinde aynı suçu tekrar işlerlerse hapse girecek

canli sohbet kizlik bozma kizlik bozma